Güncel Erotik Hikayeler

ögretmen masasının üzerinde siktim

By on Aralık 16, 2018 in 2017 Güncel Hikayeler with 0 Yorum

Selamlar ben elif sexi sınırsız yaşamayı seven biriyim beni doyurabilicekler arasın lütfen!
NUMARAM: 0035 351 57 32

Mrb. Ben yıllardan beri öğretmenlik yapan bir beyim arkadaşlarım
arasında saygın güvenilir biriyim. Fiziksel olarak ta 45 beş yaşında ve
oldukça yakışıklıyım. Beyaz saçlarımda ayrıca fiziksel görünüşüme bir
hava katmakta. Aslında hayatımın büyük kısmı gayet sakin ve rutin içinde
geçti. Ama bu sitedeki hikayeleri gördüğümde ilk öğretmenlik yıllarımda
köyde yaşadığım maceralar aklıma geldi. Gerçekten çok güzel günlerdi.
1985 yılında o zaman iki olan sınıf öğretmenliğinden mezun oldum ve
Anadolu’nun ücra köşelerinin birinde öğretmenliğe başladım. Ne köydü ama
tüm imkânlardan yoksundu. Öyle garip ve yoksuldu ki anlatamam. Su yok,
elektrik yok, yol yok aklınıza daha ne gele biliyorsa. Yaklaşık 50 hane
ve ilçe merkezine 45 km uzaklıkta ve en yakın köy 15 km uzakta ve bu
mesafe ancak at ve eşekle gidile biliyordu. Halk hayvancılıkla
uğraşıyordu. Aslında güzel bir doğası vardı.
Yüksek bir yamaçta kurulmuştu. Bir tarafta Ormanlık alan bir tarafta da
küçük bir dere ve kıraç araziler vardı. Tabii benim gibi Ankara’da doğup
büyümüş ve eğitim görmüş biri için pek katlanılmazdı. Hele üniversite
hayatından sonra hiç katlanılmazdı. Eh ne yapalım ekmek parası dedik
yollara düştük. Üç günlük bir yolculuktan sonra köyüme daha varmadan şok
olmuştum. Yollar dağlar ulaşılmazdı. Fakat en yükseklere vardığımızda
insanlar nasıl yaşar burada dedim ve hemen o gün istifa edip gitmeyi
düşündüm ama başka çarem yoktu. Babam altı ay önce vefat etmişti ve bir
kardeşim üniversiteye o yıl başlamıştı ailemin benim yardımıma ihtiyacı
vardı. Geri dönemezdim. Öylede oldu. Köy halkı ise çok cana yakındı. Bu
durumda beni biraz cesaretlendirdi. Yabancıya çok hoşgörülüydüler birde
tabii öğretmendim.
Köyde eğitimden önce aslında okul yapmak gerekti. Aslında okul denen bir
yer ve bir lojman vardı ama tamamen harabe idi. Çünkü köye beş yıldır
ne milli öğretmen ne de milli eğitim müdürlüğü uğramamıştı. Bir hafta
kadar uğraştıktan sonra biraz kullanılır hale geldi. Tabii köylülerin
yardımı ile tabii. İnanılmaz yardım sever çalışkan insanlardı. 60-70
yaşlarında insanlar kadın erkek çalışıyordu. Zaten pek geçte yoktu ya.
Sonunda 10 gün kadar geçte olsa okulda eğitime başladık. İlk gördüğümde
şok olmuştum 80 kadar öğrencim vardı. Yaşları 6 ile 15-16 arasında ve 50
kadarı kız 30 kadarı da erkekti. Hayretler içinde kalmıştım. Nasıl
olurdu hem bu yaşta hem bu kadar çok kız. Tabi faktör kızlar konusunda
biraz benmişim ama 5 yıldır öğretmen olmadığı için özellikle erkek
çocukları bir şekilde eğitim için yakın yerlere veya çeşitli il
merkezlerine tanıdık yanlarına gönderilmişti.
Bir süre sonra benden pek yüz bulamayan yetişkin kızlar birer ikişer
okulu bıraktı bende aslında biraz zorlamıştım nemelazım bu zor günlerde
birde onları başıma bela edecektim. İlginç bir durum oldu. Bu davranışım
köylüler tarafından takdir gördü. Tabii imamında destekleriyle.
Öğrencilerinse köy öğrencileriydi. Bildiğin saf ama aslında doğa ve
hayvanlar hakkında bir o kadar bilgili idiler. hepsine baştan okuma
yazmadan başladım ve bazıları çok gayretli ve zekiydi ama çoğu da çok
zayıftı ilgileri hiç yoktu derse karşı. Hepsi hayvanların içinde sabah
akşamlar onlarla ilgileniyorlardı. Birde oyun işi olunca tabii bazen
sınıfın yarısı bile sınıfta olmuyordu. Biraz köylüyü sıkıştırdım
çocukları ellemeyim okula mutlaka gönderin diye filan ama nafile bir gün
köyün muhtarı tam köylü Mehmet ağa idi. Bol bol atardı. Köpek ve av
hastası idi. Birde oğlu vardı aynen kendi gibi. Babası bir gün beni
caminin yanında çağırdı. ‘hele hele öğretmen Bey, otur şöyle bakıyım.’
neyse oturdum. Meseleyi uzatmadan hemen çocuklara getirdi. ‘Hoca onlar
olmazsa biz bişey yapamayız onlar elimiz ayağımız. fazla sıkıştırma,
biraz okuma yazma öğrensinler. Hem bunların hepsi doktor mühendis olursa
hayvanları kim otlatır, bak benim Sülo’ya ondan ancak çoban olur’ dedi.
Bana da mantıklı geldi. Bende pek önemsemedim zaten yaşı büyük olanları
kaydetmemiştim. Zamanla kırk kadar öğrencim devamlı geliyordu. Onların
yaşları da 8-10 civarında idi. Yalnız birkaç öğrenci vardı onlarda zeki
idi. Bir tane muhtarın 12 yaşında kızı vardı. Zeki idi ama içine çok
kapanıktı. Erkeklerde ise bir kaç tane ve daha zeki idiler. Köyde ilk
günlerin fena değildi. Gündüz öğrencilerle okulda, öğleden sonrada da
yine onlar top falan oynayarak vakit geçiriyordum. Okul köyün
merkezindeydi. Ön tarafı açık ama sağ, sol ve arkasında biri muhtarın
olmak üzere evler vardı. Gelen gecen köylülerle de sık sık laflıyorduk.
Akşamları ise elektrik yoktu ama köylüler her akşam çağırıyordu. Hem
yemek için hem de sohbet içindi. En çokta tabii muhtar çağırır bol bol
anlatırdı ki bazen gına gelirdi. Akşamda erken vakitte gelip yatardım.
Artık zamanla köy hayatına alışmaya başlamıştım. Öğrencilerin oldukça
iyi niyetli saf ama bir o darda yaramazdılar. Erkeklerin işleri güçleri
hayvanlardı. Eşek, köpek, koyun, kuzu. Kah köpek dövüştürür, kah eşek
yarıştırır, bazen kuzu otlatır ya da çobana azık götürürlerdi. Çocuklar
için de çok fazla yapacak şey yoktu. Benim içinde onun için hafta
sonları sık sık ilçeye gidiyordum. Orda hem ihtiyaçları alıyor hem de
öğretmen evinde vakit geçiriyordum. Okulumu öğrenenler hep acıyarak
bakardı. Aslında bunlar iyi günlerimmiş. Kasım geldiğinde işler değişti.
Ekimden itibaren havalar soğumuştu ama karın bu kadar erken
bastıracağını tahmin etmemiştim. Kasımın ilk haftası hafif kar
atıştırmıştı. Muhtar: ‘hoca buraların kışı sert geçer yakacak falan
sorun değil de kışlıkların hazır mı?’ Dedi. Kışlıklarım vardı ama böyle
zorlu kışlar için değildi. O hafta sonu muhtarla kasabaya indik kışlık
aldık. Hem de onların istediği gibi. Onlar aynı gün geri dündüler. Bende
işte medeniyeti gördük ya ille bir gün fazla kalayım diye öğretmen
evinde kaldım o gece. Ertesi gün dönecektim. Ertesi de dönmek komşu
köyden arabası olan bir öğretmen vardı. Onunla anlaşmıştım. Karar
verdiğimiz gibide komşu köye kadar vardık. Yalnız hava bayağı bozmuştu.
Tam kar havasıydı. Ben vakit kaybettirmeden eşyalarımı aldım ve yola
davrandım. Gelirken muhtarın eşeklerinden biriyle de ben gelmiştim. Onu
tanıdık birinin ahırına bağlamıştık. Eşeğin olduğu eve gittim. Adam
hemen eşeği hazırladı. Fakat ‘hava kötü hoca bu havada yola çıkma. Bu
gün bizde misafir ol yarın git.’dedi ama ben gözüme almıştım. Yola da
çıktım. Yolu yarıladıktan sonra ise kar yağışı başladı. İşler
değişmişti. Pişman oldum ama iş içten geçmişti. Biraz sonra artık
tamamen tipi çıkmıştı. Ben gözlerimi bile açamıyordum. Hayvan kendi
başına gidiyordu. İri yarı kuvvetli bir hayvandı ve yıllardır yolu
alıştırmıştı. Bende donmamak için Allaha yalvarıyorum. Bir ara sesler
duyar gibi oldum ama tam anlayamadan biri eşeğin ipinden tutup beni
indirdi. Ben yürüyemiyordum bile muhtarın evine götürdüler orda biraz
sobanın başında kalıp, sıcak bir çay içince kendime geldi. Köylüler
durumu bildikleri için ben gelmeyince merak etmişler ve tam aramaya
çıkacakken ben onlara karşı çıkmışın. Muhtar ‘benim boz eşeğe dua et.
Yoksa yolda ölürdüm’ deha hakikaten dedikleri doğru idi eşek olmasa
kesin yolda donar ölürdüm. Ondan sonra artık hayvanları daha çok sevmeye
başlamıştım. Eşekler, sıpalar, koyunlar, kuzular, keçiler. Yalnız
köpeklere pek alışamamıştım. Köyde birçok çoban köpeği vardı. Her kapıda
bazen beşer altışar tane vardı. Hepsi de koca kocaydı. Bir tanesi bile
beni tek başına parçalardı. Hep kızardım ‘salak köylüler bu kadar
köpeğine yapacaksınız’ diye. Tabii bu kış kıyamette onu da anladım.
Öğrenciler genelliklede okulun bahçesinde köpek dövüştürdü. Bende kızar
onları hayvanlara eziyet ediyorsunuz diye dövmekle bile tehdit ederdim.
Bir gün yaşlının biri ‘bırak hoca onları köpekleri dövüştürsünler, yoksa
bizi kışın kurtlar yer’ dedi. Olayı o zaman pek kavramamıştım ama
önümüz deki birkaç hafta yetti. Kar bir başladı pir başladı. Kar bir
metreden fazla yağmıştı ve hala gün aşırı yağıyordu. Kapı dışarı çıkamaz
olmuştuk. Hafta sonları bile artık hayal olmuştu. Lojman ve okul
arasında gidip geliyordum. Köylüler her şeyimle ilgileniyor,
yiyeceğimden yakacağıma çamaşırımdan bulaşığıma ilgileniyorlardı. En çok
da muhtarın kızı ile oğlu işlerime koşturuyorlardı. Tabii bende onların
gönlünü daha önceden ufak defek şeylerle kazanmıştım. Bir dediğimi iki
etmezlerdi. Kış iyice şiddetini artırdı.
Bende evden iyice çıkamaz oldum. Bir gece kapıda kıyamet koptu köpek
sesleri ortalığı yıkıyordu. Ben de pencereden neler olduğunu anlamaya
çalışırken muhtarın çiftelerinin sesi geldi. Ben de apar topar dışarı
çıktı muhtar elide çiftesi ile okulun ön bahçe duvarında idi. ‘ne oldu’
diye sordum. ‘Kurtlar… Köye inmişler köpekleri sıkıştırıyorlar yine’
dedi. Ben şok olmuştum. Acıkan kurtlar buraya kadar çok rahat
gelebiliyorlardı.
Ben artık iyice eve kapandım. Hiç dışarı çıkamıyordum. Tabii cinsel
hayatımda bu arada sıfırlamıştı. Önceden hiç yoktan şehre iner kızlara
bakardık. Artık oda bitmişti. Köyde kadınlar genellikle kapalı giyinir,
zaten pek dışarıda çıkmazlardı. Gördüğüm kızlar okuldan öğrencim
olanlardı. Onlarda hep çocuktu. Yalnız muhtarın kızı içlerinde en
büyüğüydü. O da on ikisinden on üçüne yeni girmişti. Aslında güzel
kızdı. Uzun saçlı, yaşıtlarına göre uzun buluydu. Hatta erkeklerin
çoğundan uzunda sesiz sakin pek bir şeye karışmazdı. Onun hakkında da
pek bir şey düşünemezdim.
Tek yaptığım cinsel faaliyet mastürbasyon yapmaktı. Bu rutin hayatım
Aralık ayında değişti. Hem de aniden hayatımda hiç beklemediğim şekilde
değişti. Köyde aslında cinsellik çokta üstü kapalı değildi. Erkek
öğrenciler çok daha rahattı. Sık sık sınıfta bile gündeme geliyordu ama
ben pek o konulara müsaade etmiyordum. Kızlarda aslında çok yabancı
değillerdi. Zaten çoğu birkaç odalı evde yaşıyor. Kışında hepsi aynı
odada yatıyordu. Anne babalarının ne yaptığını aşağı yıkarı görmeseler
de duyuyorlardı. Fakat en çok duyduğum hayvanlarla cinsel işliye
girmekti. Öğrenciler bana pek belli etmeseler de aralarında sık sık bu
mevzu dolaşıyordu. Köylerde hayvanlarla cinsel ilişkiye girildiğini
duymuştum ama bu kadar çok dile getirildiğini hiç duymamıştım. Bir gün
kız öğrenciler utana sıkıla geldiler kulağıma sınıftaki bir erkek
öğrenciyi şikâyet etmişlerdi.
-Öğretmenim Hasan, Zehraların sıpasını şey yapmış?
-Ne yapmış kızım?
-Şey yapmış öğretmenim işte?
Biraz geç anladım ama ne yapacağımı şaşırdım.
-Tamam kızlar ben gerekeni yaparım. dedim.
Ders bitince Hasan’ı çağırdım. Tabii o meseleyi hemen kavradı. Başladı
yemin billah etmeye. Bende fazla sıkıştırmadım duymayayım bir daha dedim
gönderdim çocuğu. Ben bayağı şok olmuştum ama onlar gayet normaldiler.
Biraz utandılar o kadar.
Sonra birkaç gün sonra bir olay daha oldu. Bir Öğrencim gelmemişti.
‘Neden gelmedi’ diye sorunca ‘köpek ısırdı’ dediler. Tabii bende doğal
olarak çocuklara hemen Köpeklerle oynamayın. Onlarla şaka yapmayın.
Onlar sizi yaralar.’şöyle böyle derken bir erkek öğrenci ‘öğretmenin biz
onun gibi tedbirsizlik etmeyiz’ dedi. Hemen bir tanesi de ‘boynundaki
ipi sağlam bağlar iyice kısarız biz.’ O zaman anlamıştım. Hayta köpeği
becermeye çalışırken ısırılmıştı.
Öğrencilerimle aram oldukça iyileşmişti. Birçok şeyi rahatça anlatıyordu
artık. Bu konularda dâhil. Ben pek yüz vermiyordum fakat canavar
gibiydiler o konularda. Bende köydeki adam ne yapsın kızla çıkma şansı
yok diye pek ilgilemiyordum. Bende bir an önce Ankara’ya gitmeyi hayal
ediyordum. Aralık ayının son haftasıydı. Yine hafif hafif kar yapıyordu.
Öğleden sonra derse girdik. Sınıfa baktığımda bizim haylazlardan birkaç
tanesi yoktu. Birde Muhtarın kızı Zehra yoktu. Nerde olduklarını
sordum. Ses çıkmadı. Bende derse başladım. Tan o sırada bahçede bir
gürültü koptu. Köpekler kavga ediyordu. Zehra’nın çığlığı da geliyordu.
Hemen dışarı koştum. Kapıdan çıktığımda bizim Sülo ile Faruk denilen bir
başkası köpekleri Zehra’nın elinde ipi olan tazısına saldırmışlardı.
Hayvancağız korkmuş, köpeklerde havlıyordu. Yalnız Köpekler bir birine
mi Zehra’ya mı yoksa tazıya mı anlamıştım. Hemen içeri koştum. Bir tane
fırça sapı elime denk geldi hemen onu aldım. Köpekleri Zehra ile tazıdan
uzaklaştırmaya çalışıyordum. İkisi de dana kadar vardı. Çocuklar zapt
edemiyordu. Hemen Zehra’yı uzaklaştırdım. O okulun duvarından tazıyı
atlatırken muhtarın sesi geldi. Bunun üzerine hem çocuklar hem köpekler
avludan uzaklaştılar. Diğer öğrencilerle bizde sınıfa girdik. Az sonra
hem Zehra hem de haylazlar geldiler. Zehra’nın hıçkırıyordu. Gözleri
ağlamaktan kızarmıştı. Haylazlarda sırıtıyordu. Köpekleri niye
dövüştürüyorsunuz demeye kalmadan
Sülo; -Öğretmenin dövüştürmüyoruz. Bizim tazı kızanda onu Farukların
Karabaş’la çiftleştirecektik. Zehra bizi engelledi. Dedi
Zehra’da öğretmenin baban onu başka tazı ile çiftleştirip damızlık
edecek. Dedi Mesele hemen anlaşıldı. Ben Sülo ile Faruk’a birer tane
tokat patlattım. Sonrada nasihat ettim. ‘Tazı ile köpek çiftleşince
ortaya çıkan kırma bir şeye yaramaz. Ne köpek olur nede tazı dedim.
Akıllarına yatmış gibi görünüp kafa salladılar. Zehra’ya kızım bunları
babana söyle dedim. Zehra hemen ‘Yazın kızana gelince baban çiftleşmesin
diye ahıra kapatmıştı. Söylerim yine kapatır.’ Dedi. İş tatlıya
bağlanmıştı. Ders bitti. Bir saat daha ders yapım öğrencileri eve
gönderdim. Benim biraz işim vardı. Onları halledip eve geçtim. Havada
artmıştı. İyice eve gidip sobanın ateşini yeniledim. Akşam için odun az
kalmıştı. Karanlık olmadan biraz içeri odun getireyim dedim.
Odun getirirken dönüşte kapıda Zehra’yı gördüm elinde ekmek sofrası
vardı. Yanında da babasının değerli tazısı vardı. Tazı uzun boylu kısa
kahverengi tüylü oldukça sevimli bir hayvandı. Ben kapıdan içeri
girerken hayvan bacaklarıma süründü ve bana kuyruk sallamaya başladı.
İçeri odunları bırakmak için girdim onlarda arkamdan antreye girdiler.
Ben Odaya odunları bıraktım ve Zehra’nın elinden ekmekleri aldım mutfağa
götürdüm. Hayvan beni görünce iyice sevindiğini belli etmişti. Bende
başını hafifçe okşadım. İçeri gidip hemen geldim.
‘Zehra’ya gördün mü? Senin tazıyı parçalatacaktı haylazlar.’ dedim. Oda
hemen ‘yok öğretmenim onlar tazı ile çiftleşmek istiyordu, tazı kızanda
ondan’ dedi. Bu cevabı söyleyince ben o zamana kadar hiç yapmadığım bir
şey yaptım ve ‘O zaman canı isterdir, izin verseydin yaa’ dedim. Biraz
utandı ama ‘baban onu arı bir tazı ile çiftleştirecek, geçen yaz ilk kez
kızana geldiğinde içeri kapattı kimseyle çiftleşmesin diye. Yavru iken
avcı arkadaşından getirdi geçen kış damızlık edecek ’ dedi. O rahatça
konuşunca ben bir soru daha sordum ‘Kızım yazık değimli hayvana onunda
canı istiyor demek ki’ dedim’.
O safça bana cevap veriyordu ‘Olur mu öğretmenin o zaman enikler’ dedi. O
zaman kendimi kontrol edemedim bir soru daha sordum. ‘Bunun kızanda
olduğunu nasıl anlıyorsunuz’ diye sordum. Zehra gerçekten çok saftı her
sorduğum soruya içtenlikle cevap veriyordu.’erkek köpekler hemen
kokusunu alır. Hem teni (hayvanların cinsel organına böyle diyorlardı)
de kabarır, bak’ dedi. Hayvanın kalkmış kuyruğunun altındaki cinsel
organını gösterdi. Bende gözlerime inanamamıştım gerçek hayvanın cinsel
organı diğer gördüklerime hiç benzemiyordu oldukça kabarmıştı. ‘hemen
suyu da gelir’ diye cinsel organından gelen suyu gösterdi. Gerçektende
çok az bir su sızıyordu. O sırada hayvan kuyruğunu hızla sallıyordu.
Zehra’da kuyruğundan tuttu ve bana gösterdi. ‘Erkek köpekler bunun
kokusunu alır’ dedi. Bir an refleks olarak köpeğin arka tarafında
kuyruğunun üst tarafından belini okşadım. Hayvanın boyu yaklaşık
Zehra’nın yarısı kadar benim beninde dizimin bir karış kadar üstünde
idi. Hayvanı başı kapıya dönüktü. Ben okşamaya devam ediyordum. Zehra
‘Şu ara çok huysuz, geçen ki gibi değil’ dedi. Bende bu sözü üzerine
elimi cinsel organına götürdüm. Ne yaptığımın farkında bile değildim.
Dokunduğum da ateşini hissetmiştim. İnanılmazdı hayvanların bu kadar
istekli olacaklarını hiç tahmin edemezdim. Öğrencimin hem de kız
öğrencimin önünde bunu yapıyordum. Biraz okşar gibi yaptım. Hayvan biraz
irkilir gibi oldu. Birden sanki elime yaslandı. Ne olduğunu
anlamamıştım.
Zehra, o anda hiçbir şekilde akla gelmeyecek bir istekte bulundu.
‘öğretmenim, sen yapsana seni istiyor’ dedi kulaklarıma inanamamıştım.
Öğrencim köpeğini sikmemi istiyordu. Birden daraldım sanki
patlayacaktım. Ama elim hala tazının cinsel organında idi ve sanki benim
parmaklarımı içine almak istiyordu. Gerçektende öğrencim anlamıştı.
‘Öğretmenin sen karabaşı tutarken onun kokusu bulaşmış sana erkek köpek
sandı seni’ dedi Zehra. Gerçekten öyle idi hatta Karabaş çişini yapmış
ve ayakkabım ile pantolonun paçalarına hafifçe gelmişti. ‘Cankoş
(Zehra’nın tazıya verdiği isimdi) hiç çiftleşmediği için seni erkek
köpek sandı’ dedi. Ben birden ‘Kızım olur mu öyle şey’ dedim. Ama
Zehra’nın cevabı hazırdı. ‘hem senden hamile kalmaz’ dedi. Ben iyice şok
olmuştum. Zehra kafasına koymuştu Cankoş’u bana siktirecekti. ‘Ben
Faruk’la bizim Sülo’yu gördüm. Farukların dişi köpeği yapıyorlardı. Hem
köpeği alıştırmışlardı. Köpek onları gördü mü hemen ahıra giriyor’ dedi.

Ben artık iyice kendi mi kaybetmiştim. Abazalık daha ağır basıyordu. O
sırada yanıma eğildi. Cankoş’un cinsel organını okşama mı izliyordu.
‘Bak hoşlandı. Canını çok yakmazsan ısırmaz. Bende yardım ederim.
Kimseye söylemem. Bende Cankoş’un çok istediğini biliyorum ama o
hayvanlara yaptırmak istemiyorum’ dedi. Başını yere eğmiş adeta bana
yapmam için yalvarıyordu. İş bir cümleden nereye gelmişti. Ne yapacağımı
şaşırmıştım elim ayağıma dolaşıyordu. O sırada kapı Zehra tutmayı
bıraktığı için küt diye kapandı. Kader ağlarını örmüştü artık dönüş
yoktu. Zehra benden önce davrandı. Cankoş’u aldı odaya yöneldi. Ben baka
kalmıştım. Çankoş sanki olanları anladı kuyruğunu sallayarak içeri
geçtiler. İnanamıyordum. Neler yapıyorum ben diye. İçerde bir dek kanepe
vardı. Hem yatak hem de oturmak için kullanıyordum.
Zehra onun üzerine oturdu. Cankoş’u da yanına çekti. Bende yanlarına
oturdum. Can koşun sırtını okşamaya başladım. Hayvan sanki biliyor gibi
hemen arkasını bana döndü ve kuyruğunu kaldırdı. Zehra ‘gördün mü
öğretmenim nasıl istiyor’ dedi. Ben içinden diyordum ‘gördün mü küçük
kızın yaptığını’ diyordum. İçimdeki hayvanı uyandırdı. Artık ok yaydan
çıkmıştı. Yavaşça yere oturdum. Cankoş’un cinsel organı tam önümde
duruyordu. Yavaş yavaş okşamaya başladım. Hayvan sanki onu yapmak
istediğimi anlamış bana doğru geri geri gelmek istiyordu. Parmaklarım
içine doğru hafifçe ittim. İnanılmazdı. Çankoş az önceki gibi tekrar
kamburlaştı sanki daha fazlasını istiyordu. Parmaklarıma doğru adeta
kendini itiyordu. Parmaklarım içer doğru kaydıkça içindeki Sıçaklığı ve
ıslaklığı hissediyordum Müthişti Çankoş beni istiyordu. Artık
dayanamıyordum bir an önce içine girmek istiyordum. Yavaşça arkasına
doğru yanaştım. Hala okşamaya devam ediyordum. O sanki daha fazlasını
istiyordu. Ama benim cinsel organımsa oldukça büyüktü. Nasıl gireceğine
pek aldırmıyordum. Hatta Zehra’yı bile unutmuş sayılırdım. Yavaşça
kalçamı onun arkasına dayadım Cankoş hiçbir tepkide bulunmuyordu. Zehra
onun başını okşuyor seviyordu. Yavaşça kemerimi çözdüm ve pantolonumu
indirdim.
Erkekliğim bir setleşmişti ki daha önce hiç böyle sertleştiğini
hatırlamıyorum. Heyecandan bayılacaktım. Benimkini zor bela kilodumdan
çıkardım. Bir yandan da Zehra’ya göstermemeye çalışıyordum. Fakat Zehra
çoktan fark etmişti. ‘yavaş yavaş gir, canını çok yakma’ dedi. Tamam der
gibi başımı salladım. Utanmak falan artık umurunda değildi tek
istediğim Cankoş’a girmekti. Benimkini Cankoş’a dokundurduğumda
müthişti. Hem yumuşaklığını hem de sıcaklığını hissetmiştim. Yavaş yavaş
sürtmeye başladım. Cankoş olanları anlamıştı. Oldukça uysal
davranıyordu. Kuyruğunu iyice dikmiş ve sallamayı bırakmıştı. Benimki
Cankoş’un suyuyla ıslanmaya başlamıştı. Başını iyice ıslatana kadar
sürttüm. Onun cinsel organı da iyice ıslanmıştı. Yavaşça içine doğru
bastırdı. Başı Cankoş’un içine doğru gömüldü. Çankoş belini yine
kamburlaştırdı. Bir an arkaya bakmak istedi ama Zehra onu
sakinleştiriyordu.
Tabii hayvan bir az huzursuz oldu. Çünkü ilk kez böyle bir şey içine
giriyordu. Ben içinin sıcaklığını hissetmiştim artık tamamen içine
girmek istiyordum. Ama benimki sanki bir kayaya çarpmıştı biraz zorladım
ama bir türlü ileri gitmiyordu. Bu sırada Cankoş’un huysuzluğu da
artmıştı. Haklıyıydı benimki ona göre çok büyüktü. Yaklaşık 20cm idi ve
oldukçada kalındı. Bu sırada benim unuttuğum Zehra imdada yetişti.
Yukarıya doğru itmemi istedi. Bu kız bunları nerden biliyordu. Böyle
anlamamıştım. Onun dediği gibi yaptım. Yukarı doğru ittim. Artık
benimkinin başı Çankoş’un cinsel organından içeri kaybolmaya başlamıştı.
Benimkinin önünde artık o her engel kalmamıştı ama çık zor
ilerliyordum. Başını iyice yerleştirdim. Gerçekten çok dardı. Hareket
etmek nerdeyse imkânsız dı. İki elimle Cankoş’un kalçalarından tuttum ve
tüm gücümle içine ittim. Gittiği yeri adeta yırtıyordu. Cinsel organım
inanılmaz acıyordu ama yinede o sıcaklığı istiyordum. Bir ara Cankoş
kaçmak ister gibioldu. Ayağını kaldırmak istedi. Ama o anladım. Zor
noktayı geçmiştim. Benimki artık daha rahat ilerliyor ve tüm sıcaklığı
hissediyordum.
Benimkinin ancak yarısı girmişti ama daha yer olduğu belliydi. Fakat ilk
sefer için biraz fazla olabilir diye kendimi frenledim. Cankoş da
rahatladı. İçi o kadar dardı ki anlatamam. Bir o kadar da sıcaktı. Yavaş
yavaş ileri geri gitmeye başladım. Çok dar olduğu için zar zor birkaç
santim gidebiliyordu. Benimki onun içinde ıslandıkça daha da
rahatlıyordu. Cankoş da oldukça rahatlamış hatta memnuniyet belirmişti.
Beş dakika sonra artık iyice rahatlamıştım. İçine giriş çıkışlarımı
yavaş yavaş hızlandırdım. Harikaydı. Birçok kadınla yatmıştım ama biç
biri bu kadar zevk vermemişti. Artık iyice hızlandım. Çok dardı ama
yenide hızla girip çıkıyordum. Hatta Benimki iyice girmeye başladı.
Artık zevkin doruğunda idim. Daha fazla dayanamadım ve içine boşaldım.
Harika bir şeydi gerçekten. Bir süre tamamen boşalmayı bekledim.
Benimkinin serliği gecene kadar içinde birkaç dakika daha durdum.
Sertliği geçince usulca çıkardım ve tekrar kiloduma koydum. İnanılmaz
rahatlamıştım ama bitmiş haldeydim. Kanepeye yaslanıp oturdu.
Pantolonumu bile çekmedim. Zehra ‘gördün mü öğretmenim bak ne kadar
gözel oldu’ dedi. Bende başımı salladım. ‘Evet’ dedim. Bu arada Cankoş
cinsel organı ve benim orda kalan sularımı yalamaya başladı. Cinsel
organında bir iki damla kan vardı. Zehra ‘onun kızlığını bozdun’ dedi
gerçektende öyle idi. Benim için harika bir deneyim olmuştu. Çankoş
yalamasını bitirince hemen onları dışarı çıkardım ve evlerine gönderdim.
Zehra’ya da Çankoş’a iyi bakmasını tembihledim

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


YUKARI